featured

Clive Barker ve Philip K. Dick’in Kozmik Çekişmeleri

Clive Barker ve Philip K. Dick'in eserlerinde kozmosun derinliklerinde geçen çekişmeleri keşfedin. Bu yazıda, iki büyük yazarın evrensel temaları, karakter derinlikleri ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan anlatıları incelenecek.

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Clive Barker’ın Kan Kitapları‘nda yer alan bir öykü, üç kitaptan birinin son hikayesini içeriyor. Dağlardan gelen uğultular, savaşmak üzere olan iki devin ya da şehrin homurtusu olarak algılanırken, bu devlerin ve şehirlerin aslında üst üste yığılmış evlere benzeyen yapılar olduğu ortaya çıkıyor. Her bir darbede, o yapıların altında yatan insanlar yere düşüp paramparça oluyor. Bu ilginç öykü, iki kocaman formun durmadan savaştığını gözler önüne seriyor. Ölenlerin yerine yenileri geliyor ve savaş sonsuz bir döngü içinde sürüyor; bu durum adeta kozmik bir çekişmeyi andırıyor. Philip K. Dick (PKD), bu metni inzivaya çekilmeden önce yazmış ve gerçeklik algısının ne denli karmaşıklaştığı bir dönemde kaleme almış. Evrenin anlamını aradığı küçürek metinlerinde kozmik arayışına yeterince değinse de, belki de bu meseleye kurmacaya daha fazla entegre etmiş.

Öte yandan, bu metinde çatlayan bir evlilik de dikkat çekiyor. Kahramanın karısı, empati kuramayan problemli bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Adam, doğduğu kasabanın değişimini anlamaya çalışırken, kadını bir otele yerleştiriyor ve kendisine verilen süre içinde gizemi çözmeye çalışıyor. Aksi takdirde, kadın bir daha geri gelmemek üzere gidecek. Kahramanın yerine PKD’yi koyduğumda, geçmişini geri getirmeye çalışırken ölümün eşiğinden dönmeye çabaladığı izlenimini ediniyorum. Aynı zamanda karısı tarafından terk ediliyor. Bu durumu, zor bir yaşamın metaforu olarak görmek mümkün. PKD’yi Bobby Fischer’a benzetmekten de kendimi alamıyorum; ikisi de yaptıkları işlerde gerçeği aradığını savunuyor, gerçeklik algıları son derece oynak ve her ikisi de üstün zekalı. Fischer hakkında bir iki film izledim, yaşamı hakkında az çok bir şeyler araştırdım ama PKD hakkında o kadar bilgiye sahip değilim. Biyografisini, yazdığı bütün metinleri okumadan incelemek istemiyorum. Okuduğumda, ikisini yan yana getiren, goy goysuz bir metin yazmayı arzuluyorum. Bakalım.

Şimdi, kuklalarla ilgili bu metni anlatayım. Öncelikle, PKD’nin en iyi eserlerinden biri olmasa da, yazarın dünyasını -hem kurmaca hem de gerçek anlamda- anlamak için rehber niteliğinde bir metin olarak değerlendirilebilir. Anlatım tekniği, tipik PKD olay örgüsüyle oluşturulmuş; önce büyük bir gizem ortaya çıkıyor, ardından karakter bazında daha küçük gizemler, bu gizemlerin sırayla çözülmesi ve nihayetinde büyük gizemin çözülmesiyle final yapılıyor. Bunun yanında özgün buluşlar da var; örneğin, karakterin bilincini bir golemin içine yerleştirmesi, sürprizlere yol açabiliyor. Asıl bedenini, onca kımıl zararlısı ve sürüngen yedikten sonra kaybetmesi oldukça ilginç. PKD’nin böylesi bir facianın ayrıntılarını anlattığına dair bir hatıram yok; burada farelerin, yılanların ve örümceklerin saldırısına uğrayan küçük bir kız var. Kız, ağzından örümcekler giresiye paramparça ediliyor; bu, yazar için bile ekstrem bir unsur. Neyse, bu metni okumak, tanıdık bir sokakta yeni açılan dükkanları dikizlemeye benziyor. Bu, uydurma bir benzetme olarak aklıma geliyor.

Anlatı, bahçede oynayan çocuklarla başlıyor. Peter Trilling, diğer çocukları sessizce izliyor. Mary, kahverengi kil toprakları yoğuruyor; diğer çocuklar da birbirlerini kovalıyor. Daha en başında Peter’dan işkilleniyoruz; Mary’yi de yaratıcı uğraşından ötürü ayrı bir yere koyabiliriz. Mary’nin babası Doktor Meade ve Bayan Trilling, pansiyonun merdivenlerinden iniyorlar. Doktor, kızını da alıp Shady House’a, araştırmalarını yaptığı mekana dönüyor. Mary’nin geride bıraktığı kil parçasıyla Peter oynamaya başlıyor. Başka bir bölümde, Ted ve Peg ile tanışıyoruz; arabayla yolculuk ediyorlar, tatilden dönüş yapıyorlar. Esas karakter Ted, doğduğu kasaba Millgate’i ziyaret etmek istiyor. Karısının yakınmalarını ricalarla geçiştiriyor ve kasabaya giriyorlar. Ted’in benzi soluyor; Peg’e kasabanın tamamen değişmiş olduğunu, Millgate’in bambaşka bir yere dönüştüğünü söylüyor. Sokaklar ve caddeler yerinde dursa da binalar değişmiş, parklar kaybolmuş, kimseyi tanımıyor Ted.

Kütüphaneye gidip kasaba hakkındaki haberlere baktığında, 1935’te salgın bir hastalık sonucunda ölmüş olduğunu görüyor, dokuz yaşındayken hayatını kaybetmiş. Aklı almıyor bir türlü: “Sahte anılar. İsmi, kimliği bile sahteydi belki. Zihninin içinde ne varsa hepsi – her şey. Birisi ya da bir şey, her şeyi tahrif etmişti. Direksiyonu sımsıkı kavradı. Ted Barton değilse, kimdi peki?” (s. 22). PKD’nin metinlerinin temelini oluşturan belirsizlik hemen ortaya çıkıyor; karakter, kendisinin bir kurgu olup olmadığını merak etmeye başlıyor. Eşini komşu kasabadaki bir otele yerleştirip doğduğu -aslında doğmadığı- yere geri dönüyor. Bu esnada Peter’ın güçlerine tanık oluyoruz; kilden adamlar yaratıp golemleriyle takılıyor. Ted pansiyona geldiğinde, annesinin yerine resepsiyonda duran Peter ile karşılaşıyor ve oda istiyor. Bu ikisinin ilk buluşmaları, ileride bambaşka biçimlerde devam edecek. Birbirlerinden pek hoşlanmadıkları anlaşılıyor; sırlarla dolular ve Peter’ın birkaç sorusu, Ted’in aklını kurcalıyor. Ted’e kasabaya nasıl girdiğini soruyor Peter; bariyeri hiç kimse geçemezmiş. Zamanı durdurabildiğini söylüyor üzerine; çok uzun bir süreliğine değil ama duruyor, sonuçta. Birkaç garip olaydan bahsediyorlar. Peter, iki varlığı görüp görmediğini soruyor; Ted, blöf yaparak gördüğünü söylüyor. Bir süre sonra kandırıldığını anlayan Peter, adama tilt oluyor ve Ted, kazanabileceği en kötü düşmanı kazanıyor: süper güçleri olan bir çocuk. Konuşma bitince kasabada dolanmaya çıkıyor ve iki arı tarafından sokuluyor Ted; kasabadaki hayvanların davranışlarında bir gariplik olduğu için bu bilgiyi de bir kenara atıyoruz, sonradan ne işler döndüğünü anlarken hatırlamak için. Neyse, Doktor ile muhabbet ediyor Ted ve Doktor’un ölen Ted’i hatırladığını anlıyor. Adıyla soyadının ölen çocukla aynı olması garip geliyor; buradan kasabanın geri kalanının da anılarının değişmiş olduğunu anlayabiliyoruz.

Gezginler var bir de; duvarların içinden geçip gidiyorlar. Ted, iyice çıldıracak gibi oluyor; insanlara normal bir şeymiş gibi geliyor bu. Bariyeri merak ediyor; kasabanın tek yolunu kapatan kamyonun dibinde üst üste dizilmiş tomrukların üzerine çıkıp öteye bakmak istiyor ama ötede tomruk yığınlarından başka bir şey yok, yığınların sonu yokmuş gibi gözüküyor. Bir süre deli gibi koşturup bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor ama bulamıyor. Üstelik tomrukların arasında sıkışıp ölmekten güçlükle kurtuluyor. Saatler sonra kendine geliyor; zamanın anormal şekilde hızlı geçtiğini düşünürken Peter çıkıyor ortaya. En başından beri kendisini gözlemiş ve zamanın hızla geçmesini sağlamış. Yine iki varlıktan bahsediyor; Ted’in onların izniyle yaşadığını söylüyor. Ted iyice fıttırıyor ve çocuğu orada bırakıp -ikinci hata- kasabaya dönüyor. Bardaki bir ayyaşla isteksizce muhabbet ediyor ve görüyor ki yaşlı adam, geçmişi, gerçek geçmişi hatırlıyor. Heyecanlanıyor Ted; adamı alıp sokaklara çıkıyor ve adamın elindeki garip bir teknolojinin ürünü olan aleti kullanarak düşünce gücüyle kasabasını geri getirmeye çalışıyor. İkisi de hatıralarını zorluyor ve hatırladıkları biçimde oluşturuyorlar kasabayı; daha doğrusu, sahte görüntünün altında boğulmuş kasabayı yeniden görünür kılıyorlar. Ayyaşın anıları, alkolün etkisiyle yıllar içinde bozulmuş ama Ted, kasabadan çocukluğunda ayrıldığı için hatıraları bozulmamış. Böylece kasaba eski haline gelir gibi oluyor ama karşılarında henüz bilmedikleri bir güç var; yaptıklarını engellemeye çalışıyor ve bir süre sonra iki adamı ve diğer hatırlayanları öldürmeye de çalışacaklar.

PKD, burada düalistik bir teolojiyi devreye sokuyor; Ahriman ile Ormazd’ın kozmik çekişmesini Millgate gibi küçük bir kasaba ölçüsüne indirgemiş halde büyük bir gizem olarak ortaya çıkarıyor. Bu iki tanrı -iki varlıktan kasıt bunlar- birbirlerine üstün gelmeye çalışıyorlar. Bu sırada insanların gerçeklikleriyle oynuyorlar; bazıları zihinleri kusursuz bir biçimde değişiyor, kimileri arada derede bir yerde kalıyorlar ve Gezgin oluyorlar. Hatırladıkları ölçüsünde, aslında orada olmayan binaların içinden yürüyüp gidebiliyorlar. Sonuç olarak, Peter’ın ve Mary’nin kim oldukları da anlaşılıyor. Cepheler belirleniyor ve savaş başlıyor. Her şey çözümlendikten sonra, otelde bekleyen eşinin çoktan gitmiş olduğunu düşünen Ted, yaşamında temiz bir sayfa açacağı için mutlu bir şekilde yoluna devam ediyor. PKD’nin karakterini kötü bir ilişkiden kurtarmadığı bir anlatısı yok gibi görünüyor; ya ölümle kurtuluş ya da boşanmayla kurtuluş bir şekilde yer alıyor.

Bu metinden çıkarılabilecek bazı dersler mevcut; bunları biraz daha düşünmek istiyorum. Birincisi, hiçbir zaman geri dönemeyiz; neresi olursa olsun, kim olursa olsun. İkincisi, golem yaratabilen çocuklara kafa tutmayın; çocuk görünümlerinin altında tanrılar olabilir. Üç, içinden çıkılmaz bir durumdan kurtulmak için bara gitmek gerekebilir. Dört, durmadan sızlanan ve şikayet eden bir sevgiliniz ya da eşiniz varsa, ondan kurtulmaya bakın.

Sonuç olarak, bu metin, iyi bir PKD eseri olarak değerlendirilebilir; diğerlerine göre biraz yavan ama yine de ayıla bayıla okunur.

Clive Barker ve Philip K. Dick'in Kozmik Çekişmeleri

Clive Barker ve Philip K. Dick’in Kozmik Çekişmeleri
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Binbir Kitap ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.