Aşık Veysel’i Ne Kadar Tanıyoruz?

Aşık Veysel’i Ne Kadar Tanıyoruz?

Hayata sanki zifiri karanlık bir gecede kapkaranlık bir odadan bakan Aşık Veysel gönül gözüyle yaşamıştır.

+ - 0

Şiire olan sevdasının rüzgarına kapılıp gönlündeki ummanlardan taşan, karanlık dünyasındaki avuttuğu gönlünü sele verip mısralarını sazının tellerine vuran Aşık edebiyatının ve Halk şiirinin son büyük üstatlarından Aşık Veysel’in vefatının 49. yılındayız. Aşık Veysel denilince o kadar az ve yarım yamalak şeyler biliyoruz ki. Kulaktan dolma bilgilerle gözlerinin görmediğinden, saz çalıp şiir okuduğundan başka bildiğimiz yok belki de. Bir şiirini bile tam olarak bilemiyoruz inanın. Oysaki Aşık Veysel son yüzyılımızın yetiştirdiği en büyük halk şairlerinden, halkın içinden çıkıp halkı dile getiren en büyük ozanlarımızdandır. Öyle güçlü bir dili ve etkileyici üslubu vardır ki eserleri kendisinden sonra gelecek birçok şaire ilham kaynağı olmuştur. Ömrünün son yıllarında itibar gören ve tanınan Aşık Veysel kısacık sürede adını Türk ve dünya edebiyatına altın harflerle yazdırmıştır.

Veysel’deki sevgi ve lirik duygular o kadar ileri bir seviyededir ki onu diyar diyar, köy köy, şehir şehir dolaştıran bu içindeki sevgidir işte. Hayata sanki zifiri karanlık bir gecede kapkaranlık bir odadan bakan Aşık Veysel gönül gözüyle yaşamıştır. İçinden taşan mısralar akıl değirmenini çevirerek, Veysel’in dünyasını aydınlatmış ve gözlerine perdeler inerken gönül gözündeki perdeler bir bir açılmış, azgın bir nehir gibi mısralar yatağından taşarak şiir denizine, edebiyat okyanusuna akmıştır. Dillere pelesenk olan mısraların şairi Veysel de her insan gibi önce dünyayı kendi gözleriyle görmüş küçük yaşlarda gördüğü dünya ona bir ömür yetmiştir. Acı dolu bir hayatın mısralarla ve sazının telleriyle güzelleştiği bir hikayesi vardır Aşık Veysel’in. İşte o acı dolu hikaye

Hayatı

Karaca Ahmet ve Gülizar’dan olma Veysel Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde 1894 yılında dünyaya gelmiştir. Veysel daha doğmadan babası Karaca Ahmet Veysel Karani hazretlerinin Siirt ilimizde ona hürmeten yapılmış türbeyi ziyaret etmiş ve ziyaretin hemen ardından bir erkek evladı olduğu için yeni doğan oğluna Veysel adını koymuştur. Veysel daha çocuk yaşlarında çağın illeti çiçek hastalığı yüzünden iki kız kardeşini ardından da sağ gözünü bir kaza sonucunda da sol gözünü kaybetmiştir. Acı dolu yılların henüz başlarındadır. Küçük Veysel avunsun ve belki de ileride ekmeğini bununla kazanır düşüncesiyle babasının zoruyla 10 yaşında saz çalmaya başlar. Gözleri görmediği için ne okula ne de askere gider. Ne arkadaşlarıyla sokakta bir oyun oynar ne de sevip de aşkın büyülü dünyasına kendini salar. Bu durumun acısını hep kalbinde yaşatacaktır Veysel.

asik veysel hayati

25 yaşlarında iken akrabası olan Esma Hanımla evlenir. Babası kendisinden sonra oğlunun hizmetini görecek birini bulma derdindedir. Aşık Veysel’in Esma Hanımdan 2 çocuğu olur. Erkek olan ilk çocuğu erken yaşata ölür. Kız olan ikinci çocuğu daha 6 aylıkken Esma Hanım 8 yıldır evli olduğu Veysel’i hizmetçisi ile aldatır ve onunla kaçar. Yalnız kalan Veysel ve 6 aylık bebek hayatın acı rüzgarında savrulup dururken bu çocuk da 2 yaşında ölür. Ardından anne ve babasını da kaybeden Veysel artık bu hayatta yalnızdır. Eşinin kendisine yaşattıklarından çok üzüntü duyar ve vefasızlığı işler şiirlerinde. Çocuklarının ve anne babasının ölümleri Veysel’i derinden etkiler. Artık o da bir an önce ölmek ve toprağa, sadık yârine kavuşmak ister. Kalabalıklarda yalnız olan Aşık Veysel artık sazına anlatır derdini, gecelere savurur kan gözyaşlarını. Şiirlerinde toprağı en güzel şekilde işler ve toprak şairi olarak bilinir. Aşık Veysel 30 yaşında Gülizar’la evlenir ve ömrünün sonuna kadar evli kalır. 6 çocukları olur.

40 yaşında Ahmet Kutsi Tecer ile tanışır. Tecer; Anadolu halk ozanlarıyla ilgili yaptığı çalışmalar neticesinde Aşık Veysel’den haberdar olur. Aşık Veysel’i keşfeder ve herkese tanıtır. Önce Aşık Veysel’i Sivas’ta halk şairleri bayramına götürür. Halk şairi olduğuna dair belgesini alır ve bu belgeyle çevre köylere ve illere gidip saz çalar. Cumhuriyetin 10. yıldönümünde Ankara’ya getirilen Aşık Veysel, daha sonra halkevlerinde, kahvehanelerde ve radyoda şiirlerini saz eşliğinde okur. Elinde sazıyla hemen hemen bütün yurdu dolaşan Veysel çeşitli köy enstitülerinde 5 yıl kadar halk türküsü öğretmenliği yapar.

sazla plağa türkü söyleyen ilk sanatçı

Yurt çapında tanınması 1950’lerde gerçekleşen Aşık Veysel, aynı yıl “Karanlık Dünyam” adlı bir filmde, yaşadığı köyle birlikte rol almıştır. Aşık Veysel’in ilk şiiri Atatürk Destanı’dır. İstanbul radyosunda program yapar. Aşık Veysel sazla plağa türkü söyleyen ilk sanatçıdır. 1965 yılında TBMM tarafından kendisine ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı maaş bağlanır. Aşık Veysel 1971 yılında Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde konser verirken rahatsızlanır ve daha sonra da kanser olduğu ortaya çıkar. 21 Mart 1973 tarihinde de doğup büyüdüğü köyde hayata gözlerini yumar.

asik veysel mezari

Halk ozanı Veysel’in, “Atatürk’e ağıt”, “Beni Hor Görme”, “Beş Günlük Dünya”, “Derdimi Dökersem Derin Dereye”, “Dostlar Beni Hatırlasın”, “Güzelliğin On Para Etmez”, “Kara Toprak” ve “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi birçok unutulmaz eseri vardır. Veysel’in şiirleri; Deyişler, Sazımdan Sesler ve Dostlar Beni Hatırlasın isimleriyle kitaplaştırılmıştır. Alevi Bektaşi anlayışına sahip olan Aşık Veysel aşıklık geleneğine göre yani usta çırak ilişkisine göre yetişmemiştir. Halk şairlerinin aksine şiir söylemeden saz çalmaya başlamıştır. İnsan tabiat, vatan millet, birlik ve beraberlik en ok işlediği konulardır. Aşık Veysel tüm şiirlerini hece ölçüsüyle, sade ve yalın bir dille söylemiştir. Şiirlerinde halk dilinin özelliklerini barındıran Aşık Veysel geçtiğimiz yüzyılın son büyük şairlerinden sayılır. “Dostlar Beni Hatırlasın” diyen Aşık Veysel hep hatırlarda ve gönüllerde olacaktır.

Yazar Hakkında

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

İçinde Kalmasın Yorum Yap