İslam, İslamcılık ve Demokrasi

İslam, İslamcılık ve Demokrasi

100 yaşına yaklaşan cumhuriyet rejimine 160 yıllık meclis deneyimine rağmen demokrasi neden demokrasi liginde alt sıralardayız? Niçin bu mevzuda bu kadar umutsuz vakayız? Demokrasi ve insan haklarını bünyemiz mi kabul etmiyor? Sorun genetik mi yoksa tarihsel süreçte mi?

+ - 1

Winston Churchill “Demokrasi kötü bir yönetim biçimidir ama daha iyisi bulunamadı” der. Churchill’in kanaati iki yönden kendini günümüzde de gösterebilmiştir. Birincisi demokrasisi oturmuş ülkelerin refah ve insan hakları konularında dünya ülkeleri sıralamasında başı çekmeleri… İkinci ve menfi durum ise şudur ki Makyevel’e kitap yazdıran insan zekasının şeytani boyutu bir şekilde toplumları manipüle edip seçimlerin yönünü belirlemeyi başarmıştır. Herhalde buna en iyi örnekler seçimle iş başına gelip dünyayı yakıp yıkan diktatörlerdir.  

İsviçre, Belçika ve İskandinav ülkelerindeki örnek demokrasiler yerlerinde sağ olsunlar da peki bizim demokrasi ile sorunumuz nedir? Bu güzide sistem niçin birilerini uçuruyor da bize gelince ayak bağı olarak görülüyor? İslamiyet ve İslamcılık demokrasiye nasıl yaklaşmıştır?

Yakın Tarihimizde Demokrasi Serüvenimiz

Evveliyatla Türk devletinin demokrasi ve çok partili hayat sürecine geçmesi hiç de öyle insani sebeplerle olmamıştır. Kuzeyden soğuk nefesini hissettiren Sovyet tehlikesi bir hamlede ülkenin kuzey doğusunu yutmakla tehdit edince Kızıl Ordu ile hemhal olmanın akıllıca olmayacağını düşünen İsmet Paşa yönetimi Batı ittifakına katılmak için bugünkü Ukrayna gibi çareler arar. Bereket o gün Sovyetlerin başında Putin yoktur da Batının Türkiye’ye şart olarak sunduğu çok partili demokratik sistem uygulanmak zorunda kalınır. Göstermelik ilk seçimden sonra yapılan ikinci seçimlerde iktidar değişimi yaşanıp demokrasinin gereği olan oy çokluğuna sahip parti veya koalisyonun iktidarı devralması sonucu gerçekleşse de aslında dikkatle incelendiğinde sonraki 10 yıllık demokrasi serüveninin demokrasi yönetimini kendimize benzetmek kabilinden başka bir şey olmadığını üzülerek müşahade ederiz. Ve en nihayetinde bir de darbe ile Ferrari’ye tüp taktıran millet olarak demokrasiye de darbe eklemleyerek sistemi hiç anlayamadığımızı ve  demokratik sistemi elde etmek için bedel ödememiş olmanın mirasyediliğini iliklerimize kadar terennüm ederiz. Gömlek üstümüze oturmamış fena halde eğreti durmuştur.

Günümüze geldiğimizde ise paradigma değişiklikleri yaşayan ama aslında hiçbir şeyin değişmediği caanım memleketimizdeki demokrasi süreci sahip olduğumuz asil kandan mı yahud hakiki bağlamından uzaklaştırarak gelenekleştirdiğimiz inanç anlayışımızdan mı yoğun bakımdan çıkamamaktadır bunun irdelenmesi gerekir.

Şu anda bağımsız Türki cumhuriyetlerin tamamında demokrasi ve insan haklarının yerlerde olması ve ülke endekslerinde göze sokulmak suretiyle belirtilmesi gösteriyor ki asil kanımız ile demokrasi tam bir kan uyuşmazlığı içindedir. Bunun birçok sebebi olabilir. İmparatorluk geçmişlerimiz, üzengi öptürme sevdamız, asker millet olmamız, karizmatik lider aşkımız, ataerkil baskıcı aile yapımız vs. İrdelenmesi gereken asıl mesele ise 11 asır İslam dünyasının ağabeyliğini yapan Türklerin İslamiyet’in vaz ettiği yönetim biçimlerinden hangisini ihtiyar ettiğidir.

islam ve demokrasi nedir

İslam Tarihinde Demokrasi

Dikkatle baktığımızda İslam’da devlet yönetimi yani siyaset oldukça silik olarak ve dinin çok küçük bir alanında işlendiğini görürüz. Bu konuda din afyondur diyen Karl Marx’ın bile şapka çıkartıp bir daha yaşanması mümkün değildir diyerek örnek gösterdiği Hz Ebubekir ve Hz Ömer dönemleri, halife seçimleri ve hilafetleri incelenmesi gereken mühim örnekler olarak arz ı endam eder. Çünkü azıcık idrakle incelendiğinde, her ağzını açtığında özellikle işaret edilen Hz Ömer döneminin onu örnek gösterenler ile pek bir alakası olmadığı anlaşılacaktır. Dönem itibariyle uygulanan seçim sisteminin yani biatın  dünyanın geri kalanında  akrabalık bağı ile gerçekleşen kut  seçim sistemlerinden daha ileride olduğu söylenebilir. Hz Ebubekir’in halife seçilmesi Hz Muhammed (sav)’in irtihal i dar ı beka etmesinin şoku yaşanırken ensarın kendilerine lider seçme gayretinde bulunduğu sırada Hz Ebubekir’in  müdahale etmesi, ikiliğin doğru olmayacağının Hz Ebubekir tarafından belirtilmesi ile başlar. Ve imamın Kureyş’ten olması gerektiği hadisini hatırlatmasının ardından Hz Ömer veya Ebu Ubeyde bin Cerrah’tan birinin seçilmesinin uygun olduğunu söyler lakin kendisini aday göstermez. Bununla beraber zaten Hz Ebubekir, Efendimiz hasta iken onu imamete geçirmesi ile ve hayat ı seniyyeleri boyunca Resulullah’ın en yakınında olması ile öne çıkmıştır. Hz Ömer’in Hz Ebubekir’e biat ettiğini belirtmesi ile diğer sahabeler de Hz Ebubekir’e biat ederler ve ilk halife seçilmiş olur. Hz Ömer de Hz Ebubekir’in işaret etmesi ile ikinci halife olur. 4 halife döneminin bariz vasıfları şura ve hilafet için mücadele etmemiş olmaları hatta gönülsüz olarak hilafete geçmeleri ve kararlarını istişare neticesi olarak almalrıdır. Diğer bir hususiyet olarak sayabileceğimiz mevzu ise Hz Ebubekir’in halife seçildiğinde evini geçindirmek için yaptığı ücret karşılığında bir kadına ait sürünün sütlerini sağma işine devam etmesi idi. Yani hilafet için bir maaş dahi takdir edilmemişti. Hz Ömer’in mesai tanzimi sebebi ile yaptığı ısrar sonucunda düşük bir rakam maaş olarak belirlenmişti. Hz Ömer’in durumla alakalı hassasiyeti ise malumdur.

Hz Hasan’ın kısa hilafetinden sonra hakim olan sistem bugünkü Müslüman devletlerde asıl kabul gören sistemdir. Öyle ya fakir bir hayat sürücekse kimse neden devlet reisliğine tabi olsun ki.

emeviler demokrasi
emeviler ve demokrasi

Emeviler

Kadim karanlık sistemi Bizans ve Sasanilerle bol bol vakit geçirme şansı bulmuş Emeviler dirilterek islam tarihine ekleyeceklerdi. Bazı hadis kaynaklarında Efendimiz (sav)’in “Isırıcı saltanat” olarak vasfını bildirdiği bu gulyabani nerede ise takdir i ilahi tarafından korunmuş olmasa idi İslam dininin sonunu getirecekti desek bilmem ki yanlış bir yorumda bulunmuş olur muyuz? İşin dramatik tarafı ise yukarıda da belirttiğim üzere malum sistemin müreccah olmasıdır.

Emeviler iki idarecisini hariç tutarsak ne yazık ki devleti ve yöneticiyi ağır bir tabir olacak ama tanrılaştırmışlardır. Artık devlet din yönetici ise adeta dinin tanrısı veya peygamberidir. Yezitle tabulaşan ve zirvesini yaşayan Emevi zulmü ve idare anlayışı 2. Muaviye ve Ömer bin Abdülaziz’i ayırırsak 80 küsur sene devam etti. Emevileri bu dönem İslam değer ve kurallarından tamamen kopmaktan kurtaran asıl sebep ise Hz Ali’yi karşılarında bulmalarının ardından onu takip eden Ehl-i Beyt idi.

Emevileri bu kadar taşkın yapan şeyi Ahmet Cevdet Paşa “Devlet hırsı” olarak adlandırır. Öyle ki Emevi valilerinden Haccac sadece kendi döneminde aralarında büyük sahabelerini de bulunduğu 100 bin kişiyi katleder.

Emevi döneminin demokrasi anlayışı şöyledir. Mesele yönetici ve devletse gerisi teferruattır. Din de bu teferruata dahildir.

Çok klasik olmasına rağmen yine de günümüzle ilintili olmasından bahsetmekte fayda var. Emeviler Arapların üstün ırk olduğuna inanırlardı. Asabiyet yani milliyetçilik Emevi tarzı demokrasinin olmazsa olmaz ayırıcı özelliklerindendir.

demokrasi ne demektir
demokrasi

Toparlayacak olursak;

Karun kadar zengin ve yan bakılsa dahi kellelerin havada uçuştuğu sorgulanmaz, denetlenmez yönetici,

Kuralların devlet hatta idaredeki aile için sınırsız esnetildiği yasalar,

Milliyetçilik, ayrımcılık,

Ganimet için cihat,

Korku iklimi için idam, işkence, zindan sistemleri Emevilerin yönetim sistemlerinin temelini oluşturuyordu. İslam iddiası olan Emevi devletinde din sultan içindir anlayışının hakim olduğunu söylemek asılsız bir iddia olmasa gerek.

İnancın sadece bir hırka olarak göstermelik taşındığı sistem dünya saltanatının öncelediği ve onun için her türlü melanetin meşrulaştırıldığı tipik bir diktadır. Ama dediğimiz gibi sistem çok tatlı gelmiş olmalı ki birçok ülke idaresinde memnuniyetle uygulamaktadır. Geçen sene Suudi Arabistan’da israfın haram olduğunu kürsüde söyleyen bir vaizin hapse atıldığını söyleyeyim de gerisini hesap edin.

K. Kore ve Çin aynı sistemin komünist versiyonu iken Rusya da Ortodoks versiyonudur. İnsanın tavuk değerinde dahi görülmediği bu sistemler için sanırım renkler ve inançlar sadece taraftar toplamak adına kullanılan paravanlar. Ve birileri daima ayrıcalıklı.

Makalemiz hakkında görüşlerinizi yorum yaparak belirtebilirsiniz. Ayrıca Binbir Sözlük sitemize de bekliyoruz.

Yazar Hakkında

Okur, yazar, eleştirir...

İçinde Kalmasın Yorum Yap