featured
  1. Yazılar
  2. Kitap İnceleme
  3. Kuantum Fiziği ve Nedensellik Üzerine Düşünceler

Kuantum Fiziği ve Nedensellik Üzerine Düşünceler

Kuantum fiziği ve nedensellik kavramlarını derinlemesine inceleyen bu içerik, evrenin temel yapısını anlamaya yönelik düşünceleri ve teorileri sunuyor. Bilimsel keşiflerin sınırlarını zorlayarak merak edilen sorulara yanıt arıyoruz.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Duvarın içinden geçmeyi deneyin. Belki ilk seferde geçemezsiniz, ama tekrar deneyin, yine geçemeyeceksiniz. Bunu sonsuza kadar sürdürmeye çalışırsanız, belki bir gün geçebilirsiniz. Kuantum fiziği, bu geçişin olanaklı olduğunu gösterir; Heisenberg’in belirsizlik ilkesi sayesinde. Kuantum tanrıları birden iteklerse arkamızdan, atom altı parçacıklarımız henüz günlerindeyse, belki kendimizi öte tarafta bulabiliriz. Kendimizi değil, bir kolumuzu öte tarafta bulabiliriz. Fakat yine de bulamayabiliriz; duvarın içinde gömülü kalabiliriz ve bir saniye önce kolumuzun olduğu yerde bir kan fıskiyesi bulabiliriz. Bir adım ötesini düşünmek gerekirse, bilincimiz geride kalabilir. Bedenimiz duvarın ötesinde, bilincimiz burada; nöronlar aklımıza estikçe ayrılmışlar bedenimizden.

Skhizein’i bilir misiniz? Adamın bir kuantum sıçraması sırasında hiç de iyi bir sıçrama yapamadığını düşünmüşümdür şimdiye kadar. Kendi gözlerinize karşı elli metre öteden el sallayabileceğinizi düşünsene. Newton ve Laplace ağlardı. Aslında, klasik determinizm ile olasılık determinizminin ilişkisini, genel görelilik kuramı ile kuantum kuramı arasındaki ilişkiye benzetebiliriz. İlki, çok büyük varlıkların ilişkisini incelerken; ikincisi, miniciklerininkini inceler. Karşı karşıya geldiklerinde birbirlerine tekme tokat girerler, çünkü bambaşka dünyaların kuramlarıdır. Kaku’ya göre, ikisini bir araya getirebilmek için harıl harıl çalışıyormuş insanlar, ama henüz başarı sağlanamamış. Zaten bu başarılsa, Her Şeyin Teorisi falan çıkar ortaya; zamanın eğilip bükülmesiyle Tip III uygarlık seviyesine geliriz, galaksiye yayılırız. Şimdilik, bilimkurgu ile gazımızı alacağız ama görmek isterdim açıkçası. Neyse, biz nedenselliği olayların düzenini algılayış biçimimiz olarak görelim.

Jung’a göre, bilimsel algımızın temeli budur. Eşzamanlılığı da göz önüne alırsak, niyetimiz ve doğrultumuz, birbirleriyle bağlantısı olmayan olaylar arasında bağ kurmamızı sağlar. Farklı zamanlarda gerçekleşen olayları tek bir zamana sıkıştırıveririz de farkına varmayız bile. Eğer bir polissek, atandığımız bir cinayet soruşturması varsa, verileri bir araya getirerek gizemi çözmeye çalışır; katili bularak işimizi yaparız. Cinayeti çözmemizi sağlayan titizliğimizle ve olaylar arasında bağlantı kurma yeteneğimizle gurur duyarız. Eğer Karındeşen Jack’in peşindeysek ve adamı bir türlü ele geçiremezsek, mantıklı neden-sonuç ilişkilerini kuramadığımız için, bu durum doğaüstüne kayacaktır. İstatistiklere bakarak -yine Jung’ın ele aldığı bir meseledir istatistik, aklımızı kaçırmamıza yardımcı olur- cinayet işleyenlerin genellikle insan olduğunu görürüz. Poe’nun katil maymunu bu meseleyi azıcık taklaya getirse de, bir hayaletin cinayet işlediğine dair bilgiler istatistiklere giremez; yoktur böyle bir şey. Ancak elimizde veri varsa eğer, suç dünyası için mesele kolaydır; patolojik vakaların işledikleri suçlar genellikle çözülür. Araştırılan mevzu, cesetlerin yürümesi ise, orada durmak lazım. Lem’in meseleye yaklaşımı bu açıdan yenilikçi, doğalın incelenmesinde iş kolay ama doğaüstü birkaç vaka Scotland Yard tarafından incelenecekse, vaziyet karışıyor.

Lem’in bilimkurguya dayanmayan nadir metinlerinden biri, polisiye denir bir şey. Lem, esas anlatının içine birtakım garip olayları sıkıştırarak nedenselliğin farklı boyutlarını anlatır; uygulamalı olarak gösterir hatta. Mevzu hakkında bilgi sahibi değilsek, saçma ve gereksiz gelecektir ama Teğmen Gregory’nin sokakta yürürken kendisiyle karşılaşması, evinin sahibinin evinden gelen garip sesler ve karşılaştığı diğer olaylar, bize dünyaya dair kurduğumuz mantığın ne kadar sallantılı olduğunu göstermeyi amaçlar. Şeylere mutlak ve somutluğa dayanan yargılarla yaklaşıyorsak, nedenselliğin bir boyutunu göz ardı ediyoruz demektir. Belki de akıl sağlığımızı korumak için yaptığımız bir şeydir bu; hatta bilincin kendi savunma mekanizması bile olabilir. Bilinç, kurduğu dünyanın tek gerçek dünya olduğunu düşün(dür)ür ve bu dünyanın içinde yaşarız. Eşzamanlılığa kapanırız böylece, tek bir çizginin üzerinde yürümekten başka bir şey yapmayız. Bu ilginçtir, zira Teğmen Gregory’nin olaylara bakış açısı, anlatı boyunca sık sık sorgulanır. Bir kanun adamının yürüdüğü çizgiden başka bir şeye sahip olmaması, yer yer eleştirilir ama Gregory kendisinin peşine düşmez. Araştırdığı üç vakadan birindeki yürüyen cesedi kalabalığın içinde gördüğü halde, bu bilgiyi araştırmasına katmaz; arada kalmış bir adam olarak da çıkmaz karşımıza. Gözlemcilikten fazla bir şey yapmıyor gibidir; oysa gecesini gündüzüne katarak bir ölünün yürüyüp yürümediğini anlamaya çalışmaktadır. Ortada garip bir durum var yani. Birbiriyle ilişkisi olmayan bilgiler toplandıkça, şirazesi kayar; neyi araştıracağını bilemez hale gelir, her şeyden şüphe etmeye başlar ve buna benzer bir sürü şey.

Kuantum Fiziği ve Nedensellik Üzerine Düşünceler

Sırayla gideyim, bir toplantı salonundayız. Başmüfettiş Sheppard ve memurları Farquart, Gregory, otopsi uzmanı Sorensen ve çatlak profesör tipine cuk oturan Dr. Sciss, kısa süre önce yaşanan üç olay hakkında konuşuyorlar. Veriler sağlam; ortada bir çarpıtma, bilgi saklama gibi katakulli yok ama üç olay da birbirinden garip. Cesetler hareket ediyor, kıpırdıyor; morglarda akıl almaz olaylar yaşanıyor. Oldukça detaylı bir şekilde anlatılıyor bunlar. Ayrıntıları vermeyeyim ama anlatı, tipik bir polisiyeye aitmiş gibi gözüküyor en başta. Çavuş Peel aralarında yok; böbreklerindeki bir sorundan ötürü hastanede. Adı geçtiği için kilit bir rolde yer alacağını düşünüyoruz ama böyle olmuyor. Aslında metni okurken aldığımız pek çok notun çıkmaz sokaktan ibaret olduğunu görüyoruz. Bu iyi; okur mantığımızı sıklıkla dumura uğruyor. Anlatının konusunu düşününce, on numara bir teknik. Neyse, Dr. Sciss konuşmaya başlayınca bir örüntü yakaladığını düşünüyoruz; olayların gerçekleştiği yer, zaman ve mekan bilgilerini bir araya getirerek istatistiksel veriler çıkarıyor. Olayların belli bir bölgede belli aralıklarla gerçekleştiğini söylüyor. Bir sonraki olayın izi sürülebilecek; yani, vakaların çözülmesi için en ufak bir ipucuna muhtaçlar ve bir cesedin tekrar yürümesiyle gereksinim duydukları bilgiye kavuşabilirler. “Cesedin yürümesi” değil tabii kabul ettikleri olay; mantığa uygun bir açıklama arıyorlar en başta. Dr. Sciss’e göreyse, böyle bir açıklama görülmüyor. Sonradan iddia ettiği üzere, birtakım mikroskobik zerzevatın ölüler üzerindeki etkisinden, bir nevi ilahi canlanıştan yola çıkılabilir. Doğaüstüne doğru uzanan yol kabul edilebilir değil; yine de bir ihtimal olarak masada duruyor. Sebebe ulaşma konusunda dinler tarihi, mitoloji ve insanın kaynağına ulaşan her yol göz önünde bulunduruluyor. Bu açıdan metin zengin; Lazarus Etkisi dahil olmak üzere pek çok gönderme mevcut. Bunun yanında, olay yerlerinin nitelikleri vakayı iyice zorlaştırıyor. Bir morgda çok sayıda kedi bulunmuş, bir diğerinde polisin teki gördüğü şey yüzünden dehşete kapılarak kaçarken bir arabanın altında kalıyor; uyanana kadar yoğun bakımda kalıyor. Uyanmasıyla birlikte gizemin çözüleceğini düşünebiliriz ama bunca bilinmezin içinde o da zor biraz. Doktorun meseleyi bağladığı fikri: Ergo, beyler, açıkça görülüyor ki, bu olaylar meydana gelmiş olamaz (s. 29). Sağduyuya ters çünkü; mümkün değil böyle şeyler. Ama mümkün.

Aralarda Gregory, araştırmalarını yapıyor; Sciss’ten şüphelenip adamı takip ediyor, oturup konuşuyor, bir yandan Başmüfettiş tarafından yönlendiriliyor. Sanki görünmez bir el tarafından oradan oraya atılıyor ama yine de taca çıkıyoruz; böyle bir şey de yok. Kısacası, şimdiye kadarki tecrübelerimizin yardımıyla kurabildiğimiz örüntüler, çıkarımlar bu anlatıda pek bir işe yaramıyor. Bir olayın birden fazla sebebi olduğunu seziyoruz ama bu sebepleri bulamıyoruz bir türlü; her bilgi başka bir bilinmeze varıyor. Örneğin, polis kendine geldiği zaman cesedin gerçekten de hareket ettiğini söylüyor. Yalan söylemesi için bir sebep yok. Ardında hiçbir iz bırakmadığı düşünülen psikopatı aramayı bırakmak için yeterli bir sebep değil bu; insan faktöründen ötürü bu veri güvenilir bulunmayabilir ki geçerliliği sorgulanıyor. Başka bir ipucu da Başmüfettiş’ten geliyor; anlatının sonunda Başmüfettiş, olayların gerçekleştiği kasabaların civarındaki bir nakliye şirketinden bahsediyor. Zincirleme vakaların ayyuka çıktığı mekanlar belli; olayların zaman aralıkları belli; o halde aranan psikopat bu şirkette çalışan bir şoför olabilir mi? Başmüfettişin teorisi akla yatıyor açıkçası. Sisten göz gözü görmezken, araç kullanan şoförlerin bir süre sonra akıl sağlıklarını yitirdiklerini söylüyor Başmüfettiş. İnsan, yön algısını kaybediyor ve sadece biçimsiz bir boşluğa bakar hale geliyor. Sisin yoğunluğuna ve diğer koşullara göre, şirketin müdürü şoförlere daha çok dinlenme süresi verebiliyor. Bu iki bilgiye bakarak, cesetleri yürütenin (?) bir şoför olduğu söylenebilir; çok mantıklı. Aslında mantığa hitap eden ve etmeyen çok fazla teori var ve hemen hemen hiçbirinin somut bir dayanağı yok. Bu durumda ihtimaller, bir olayın çeşitlemeleri olmaktan öteye gidemiyor; vakalar çözülemiyor ve bu çözülemezlik içinde anlatı sona eriyor.

Oldukça ilginç; felsefi bir metin bu. İlgilisi gördüğü yerde okusun derim ama baskısı yok; sahaflardan bakacaksınız veya Nadir’den alacaksınız artık.

0
be_enmek
Beğenmek
0
komik
Komik
0
sinirli
Sinirli
0
s_k_c_
Sıkıcı
0
_a_rmak
Şaşırmak
Kuantum Fiziği ve Nedensellik Üzerine Düşünceler
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Binbir Kitap ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.