featured
  1. Yazılar
  2. Kitap İnceleme
  3. Proust ve Madam Williams’ın Mektup Arkadaşlığı

Proust ve Madam Williams’ın Mektup Arkadaşlığı

Proust ve Madam Williams'ın mektup arkadaşlığı, edebiyatın derinliklerine inen bir yolculuktur. Bu eşsiz iletişim, düşüncelerin, duyguların ve sanatın birleştiği bir alan sunar. Proust'un kelimeleriyle dolu bu özel bağ hakkında daha fazla bilgi edinin.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Plaket çakmışlar; “Marcel Proust 1909’dan 1917’ye kadar bu binada yaşadı.” Haussmann Bulvarı 102 numaradaki dairenin planına bakınca, Proust’un kocaman bir evi hastalığıyla dolduramayacağını seziyoruz. Mektuplarında komşularından sessizlikten başka bir şey istemediğini görünce, geniş yaşam alanını anı-kurmaca karışımıyla doldurmaya çalıştığını düşünebiliriz. Banyo, çalışma odası, mutfak, sahanlık, yemek odası, oda, tuvalet, büyük salon, küçük salon, Proust’un odası ve avlularla dolu kocaman bir alan. Yalnızlığını yazarak dindirmeye çalışıyor; yedi ciltlik metninden başka, dostlarına mektuplar yazıyor durmadan. Bu metinde, üst kat komşusuna yazdığı mektuplar var. Madam Williams, çaldığı harp ile Proust’un eve kapandığı günleri renklendiriyor. İstekleri çalıp çalmadığını bilmiyoruz ama Proust, mektuplarında müziği çok sevdiğini belirterek dinlemek istediği parçaları iliştiriyor, operaya veya müzikli etkinliklere gidemediği zamanlarda üst kattan gelecek müziği bekliyor. Gürültüleri beklemiyor; gürültü fobisinden ötürü işkence çektiğini görüyoruz. Odasının tam üzerindeki asma katta, Madam Williams’ın dişçi eşinin muayenehanesi var. Proust, şikayetlerini arka arkaya sıralasa da, Madam Williams’ın naif ve incelikli hallerini pek beğeniyor ve sık sık çiçek yolluyor mektubun yanında. Madam Williams da çiçek yolluyor; böylece güzel bir mektup arkadaşlığı oluşuyor. “Sessizliğin anahtarlarını elinde tutan bir komşunun gözüne girme arzusunun ötesinde, bu diğer münzevi için gerçek bir sempati, bir dostluk, bir tür sevgi duyuyor; görünmez ama mevcut bir kadın, öbür hastanın, Madam Straus’un annelik rolünü oynuyor adeta.” (s. 8) Ne yazık ki Madam Williams’ın mektupları yok; Proust’un yazdıklarıyla yetiniyoruz.

Neler yazıyor? Kadının hassas ruhundan hemen her mektupta bahsediyor. Yedi ciltten ilk ikisini hediye olarak yolladığını öğreniyoruz arada. Diğer ciltleri yazdığı zamanlar, savaş çıkınca metinlerin basımı ertelenecek ama Proust yazmaya devam edecek. Büyük yapıtının gizlerine dair pek çok bilgi veriyor; mektupların en dikkat çeken kısımlarını oluşturuyor bu. Örneğin, Madam Williams’ın kardeşi savaşta ölünce Proust ne kadar üzgün olduğunu ifade ediyor ve yine cephede ölen yakın arkadaşı Bertrand de Fénelon’dan bahsediyor ki, romanlarda Robert de Saint-Loup olarak biliyoruz kendisini. Bunun yanında, ikinci ciltten birkaç bölüm gönderdikten sonra o cildin pek bir şey anlatmadığını, planları aydınlatan asıl cildin üçüncü olduğunu belirtiyor. Charlus, Odette, Swann gibi karakterlerin gerçek yaşamdaki izdüşümlerine rastlıyoruz; romanda nasıl gerçekten daha gerçek oluyorlar, bunun sırrına rastlamıyoruz ama Proust’un yaşamında karşılaştığı hemen her insanı bir karakter olarak metinlerine yerleştirdiğini öğreniyoruz. Örneğin, Madam Williams’ın dişçi eşi Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde‘de karşımıza çıkıyor, hoş bir adam olarak. Bir başka örnek, Proust’un eski dostu, Madam Williams’ın arkadaşı Clary zamanla kör olur; romanda Charlus’ün kör olmasının kaynağıdır bu. Gerçeği olduğu gibi kurmacaya çevirmek, hastalığından ötürü yıllar boyunca münzevi gibi yaşayan bir adamın ölümle başa çıkabilmesi için iyi bir yol gibi görünüyor. Proust, empati kurarak karşısındaki insanın aklından geçenleri anlayabilecek kadar zeki; sosyal zekası gelişkin olduğu için karakterlerini kolaylıkla kurabiliyor ve metne aktarabiliyor. Bu arkadaşlığın önemi, romanlara dair ipuçları vermesiyle sınırlı değil; Proust’un sosyal ilişkilerinde gösterdiği özene dair çok şey öğreniyoruz. Adam, gürültünün tasvirini yaparken Verlaine’in bir şiirinden alıntı yapıyor. Buna benzer pek çok anıştırma ve alıntı var. Hoş.

1908’den savaş sonlarına kadarki süreçte yollanan birkaç mektup, haliyle metin kısa ama her bir mektupta dikkat edilecek birkaç detay var. Bazılarına değineyim. Proust, Madam Williams’ı görmek istediğini hemen her mektupta dile getiriyor; hatta bir kezinde, eşinin işlerinden ötürü seyahate çıkmış olmasından, oğlunun da savaşa katılmasından ötürü yalnızlıklarını dindirmek için görüşebileceklerini söylüyor. Görüştüklerine dair ipuçları var; tabii kadının mektuplarının eksikliğini çekiyoruz yine. Dişçiye gönderilmiş mektuplar da var; biri şöyle sonlanıyor: “İşçilerin çalışma saatlerini kaydırarak çıkardığım masraflar için size olan borcumun tutarını mutlaka bildirmenizi rica ediyorum.” (s. 24) Proust’un uykuları düzensiz; dört saatlik uykudan sonra güne başlayıp, çalışabildiği kadar çalışıyor, dinlenebildiği kadar dinleniyor ve ıstırabının dizginlenmesi için elinden geleni yapıyor. Üst kattaki tadilat sürerken çalışma saatlerinin değiştirilmesini rica etmiş belli ki; saatler kaydırılmış ve Proust rahata ermiş biraz. Biraz, sonraları yine gürültü bahsi açılıyor ve Proust, yapacağı işlere göre ertesi gün hangi saatlerde gürültü yapılmaması gerektiğini söylüyor. Psikolojisinin pek yerinde olmadığı malum. “Hem zaten, bütün hastalar gibi, ben ömrümü çirkinlik içinde geçirmeyi öğrendim; kaderin cilvesi bu ya, o çirkinlikte kendimi genellikle daha iyi hissediyorum.” (s. 29) Bunu yazma edimiyle denkleyebiliriz. Proust, uzunca bir süre yaşamayacağını biliyor ve aslında üç cilt olarak tasarladığı anlatısının daha da genişlediğini, uzadığını görünce acısını belli bir düzeyde tutarak yaşamayı sürdürüyor, yazmayı da. Guermantes Tarafı‘ndaki bazı tasvirlerin kendisini pek tatmin etmediğini söylediği an, sinirlenmemek elde değil; dalga geçer gibi de söylemiyor bunu, gayet ciddi. Derin nefes alıp ilerliyoruz ve Gide’in Proust’u ziyarete geldiğini öğreniyoruz; Gide’in günlüklerinde de geçiyor bu bahis. 1916’ya ulaşıyoruz; son mektupta birtakım arkadaşlıklardan, savaşın yıkıcılığından bahsediliyor ve birkaç fotoğrafla metin sona eriyor.

Proust ve Madam Williams'ın Mektup Arkadaşlığı

20. yüzyılın en iyi sanatçılarından birinin mektupları da başlı başına sanat eseri; Proust’un hiçbir şeyini bilmeyen biri bu mektupları okusa, bir novella okuyormuş duygusuna kapılabilir. Arkadaşlıklarının nasıl sona erdiği bu novellada yer almaz; ben anlatayım, 1919’da evlerinden ayrılıyorlar. Son mektuplar kayıp; Proust’un vedasını okuyamıyoruz bu yüzden. Madam Williams, eşinden ayrılıyor, üçüncü bir evlilik yapıyor ve o da hüsranla sonuçlanınca 1931’de intihar ediyor. Proust 1922’de hayatını kaybettiği için kadına moral verecek kimse yok; Proust yaşıyor olsaydı belki her şey daha farklı olurdu. Aralarındaki derin dostluğu şuradan da anlayabiliriz; Proust, hiçbir tanıdığına Madam’dan bahsetmiyor, sanki kendisine ait bir parçayı korumak ister gibi.

Kısacık ama uzuncuk bir metin; okunmalıdır. Evet.

0
be_enmek
Beğenmek
0
komik
Komik
0
sinirli
Sinirli
0
s_k_c_
Sıkıcı
0
_a_rmak
Şaşırmak
Proust ve Madam Williams’ın Mektup Arkadaşlığı
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Binbir Kitap ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.