featured
  1. Yazılar
  2. Kitap İnceleme
  3. Zamanın Akışı ve İnsanın Değeri: Dudintsev’in Eleştirisi

Zamanın Akışı ve İnsanın Değeri: Dudintsev’in Eleştirisi

Zamanın akışı ve insanın değeri üzerine derin bir bakış. Dudintsev'in eleştirisiyle, bireyin toplumsal rolü, zamanın etkisi ve insanın varoluşsal sorgulamaları keşfediliyor. Bu içerikle, edebi düşüncenin derinliklerine dalın.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Zamanın Akışı ve İnsanın Konumu

Zamanın akışına karşı insanın konumunu ele alan bu anlatı, eleştirilere karşı takınılacak tavra da değinmektedir. Uğraştığımız işe dair yorumları süzdükten sonra, eğer bunları bir basamak olarak kullanabiliyorsak ilerleyeceğiz demektir. Aksi takdirde, problemin etrafında dönüp dolaşan kuru tartışmalar, çok değerli zamanımızdan parça parça götürmekten başka bir işe yaramayacaktır. Özellikle baykuşlara dikkat edilmeli; zamanın bilinci olarak orada bir yerde, daima izliyor, gözlüyor ve kendini/zamanı anımsatıyor. Ne zaman bir baykuş görülse durup düşünmek gerekiyor. Acaba uğraşımız zaman harcamaya değer mi? Gelişimimiz çok mu yavaş veya çok mu hızlı? Baykuşun gözlerindeki anlam nedir? Bu tür sorular, zamanın değerini sorgulamamız açısından önemlidir.

Dudintsev, büyülü bir dünyayı anlatıyor. Her ne kadar termodinamiğin kanunlarını keyfi olarak ortadan kaldırır gibi gözükse de, anlatıdaki bilimsel ortam, bilim insanları ve araştırma aşamaları gerçeğe son derece yakın. Çünkü öyle oluyor o işler. Bir şey araştıracaksınız mesela; doğru laboratuvara gitmelisiniz. Ödenek çıkacak, malzeme alacaksınız ve bilim yapacaksınız. Eğer sosyal bilimciyseniz, doğruca İSAM’a. Atom profesörüyken, çarpıştırıcının bulunduğu yere. Bunlar Sovyetler Birliği’nde planlı bir şekilde yapılıyordu, en azından bir zamanlar. Bu yüzden makine gibi işleyen laboratuvarları görmek normal.

Dudintsev bu metni 1957’de yazmaya başlayıp 1960’ta yayımlatmış, Stalin sonrası döneme umutla yaklaştığını söyleyebiliriz. Kendisi çok defa muhalif olmadığını ifade etmek zorunda kalmış, yazdığı metinler her ne kadar eleştirel olsa da komünizme gönülden bağlı olduğunu defalarca belirtmiş. Stalin’in öngörülemez davranışları korku saçıyor; o dönemde idam edilmekten daha kolay bir şey yok. Kolektif’in bastığı bir araştırma var, Sokrates’ten O. J. Simpson’a Yargılamanın Tarihi adlı eserde, Stalin yoldaşımızın dudak uçuklatan dengesizliklerine ve yıldırma tekniklerine denk gelebilirsiniz.

Neyse, bu anlatı bir parça da değişim rüzgarı taşıyor; masal okur gibi okursunuz, hoştur. Daha ilk paragrafta anlatıcı, bir peri masalı ülkesinde yaşadığını ve imgesinde canlandırdığı bir kentte hayatını sürdürdüğünü ifade ediyor. Zamanı daha en başta anlatıya sokuyor: “Bu öyküde zamanın bize oynadığı oyunları, onun bizi kandırmasını konuşacağız. Açıkçası zaman sınırsızdır; her yerdedir. Bir peri masalı dünyasında ise zaman, Moskova saati gibi dakik ve güvenilebilirdir.” (s. 7). Ayrıca, bir uyarı var; okurlar kendilerini kaptırıp olayı gerçek ve yaşanmış sanmamalıdırlar. Bu metni, emsalleri yokmuş gibi okuyacağız, hatta başka bir gezegendeki başka bir rejimin eleştirisiymiş gibi de düşünebiliriz. Sonuçta anlatıda geçen pahalı paltolar, eşyalar, para harcanan lüks tüketim malzemeleri başka bir dünyadan gelmeymiş gibi düşünebiliriz.

Bilimler Akademisi’nde çalışan anlatıcı, beş yıldır başka bir çalışanla bilimsel bir tartışma içinde. Arka arkaya yazdıkları makalelerde birbirlerinin görüşlerini çürütmeye çalışıyorlar ve söyleyecekleri şeyler bitmiyor. Anlaşılan o ki, pek bir kazançları yok; bu tartışmanın zaman kaybı olduğunu anlayan esas oğlan işine odaklanıyor sonlara doğru. Bitmek bilmez bir enerji kaynağı üretmeye çalışıyor ve başarıyor. Bilimsel tartışmalardan ne ölçüde faydalandığını bilemiyoruz, pek de faydalanmıyor ki zamanın değerli olduğunu anlar anlamaz kesiyor atışmayı.

Zamanın Kıymeti ve Anlatının Temeli

Zamanın kıymetinin anlaşılması bu anlatının temelini oluşturuyor. Laboratuvarda çalışan yaşlı, gizemli bir adam, zamanın bir bilmece olduğunu iddia ediyor. Şef hemen bir kum saati alıyor, ters çevirerek akan kumları gösteriyor ve yaşamdaki sayılı mutluluk anlarını tanelere benzetiyor. Alt haznede toplanan kumlar tek bir anı temsil ediyor, fazlası değil. Anlatıcının kalbine bıçak saplanmış gibi oluyor; çok aşık olduğu ve yitirdiği kadını hatırlayınca her şeyin zamanla birlikte nasıl karmakarışık hale geldiğini düşünüyor.

Sonrasında gizemli adamın ilginç hikâyesi var; zamanın durabileceğinden, lotus tohumlarından ve görelilik meselesinden bahsediyor. Ardından hikâyesine başlıyor. Bir suç örgütünün başı yakalanıyor ve hapse atılıyor. Hapiste aydınlanıyor, yaşamdaki en önemli şeyin değeri toplum nezdinde hızla düşen maddi zenginlik değil, sevgi ve dostluk olduğunu fark ediyor. Konuşmasının bir bölümünde maddi ihtiraslarına karşı koyamayan insanları eleştiriyor: “Maddenin peşinden giden yollara koyulmak, bugünlerde kişinin ruhsal azgelişmişliğine kanıt gösteriliyor.” (s. 14).

Neyse, patron davayı satınca örgütün elemanları patronu öldürmek için harekete geçmeye karar veriyor. Patron hapishaneden kaçmadan önce kendini iyice bir geliştiriyor; okumadığı şey kalmıyor ve yüzünü, sesini de değiştiriyor. Yoldaşlar tıp ilminde de oldukça başarılı. Bu hikâyeyi anlatan adamın kimliği hakkında fikir sahibi oluyoruz; gerçek kimliği hakkında. Zamanın çok değerli olduğunu, esas oğlanın ince ve duyarlı olmasının hikâyeyi anlatmaya karar vermesini sağladığını söylüyor. Bir veya iki yılı kaldığı için acele etmesi lazım; kısa sürede uzun bir yaşam örmeli. Ancak başaramıyor, bıçaklanarak öldürülüyor ve geriye sadece zamanı iyi kullanma nasihati kalıyor.

Anlatıcımızın peşinde kara ceketli bir adam peydah oluyor ve olaylar karışmaya başlıyor. Anlatıcının doğum gününde bir paket geliyor; öldürülen adamın yılda sadece bir kez kurulmaya ihtiyacı olan saat. Hediye. Bayrak teslimi gibi.

Sonuç ve İdeolojik Düşünceler

Sonuç ve İdeolojik Düşünceler

Sonu tipik. Bir arkadaşı anlatıcıya bir yıllık ömrü kaldığını söylüyor; anlatıcının deneylerini tamamlaması için on yıllık bir zamana ihtiyacı var. Ancak az zamanı kaldığını öğrenince işine yoğunlaşıyor ve deneyleri başarılı olunca hiç durmadan enerji üreten, kömüre benzer bir cisim icat ediyor. Memleket kalkınıyor, Sovyetler uçuyor, bizim eleman da başarının sonsuz bir yaşama kapı araladığını anlıyor. Ömrünün son gününde saati kurarak yaşamına devam ediyor. Aşağı yukarı hikaye böyle.

İdeolojiyi es geçememiş bir metin olmasının izleri çok belirgin. Aslında en baştaki uyarının Sovyetler Birliği için söylendiği düşünülebilir; bütün o eşitliğin, ekonomik gücün, şunun bunun arkasında gizlenen acılar, öldürülen ve sürülen insanlar var. Bu yüzden mi okuduklarımıza inanmamalıyız? Dudintsev, daha en baştan okurunu uyarıyor mu? Her şeyin güllük gülistanlık olmadığını mı söylüyor? Böyle bir okuma yapılabilir; artık okura kalmış. Kısacık bir yirminci yüzyıl masalı bu, okunmaya değer. Tabii satır aralarını gözden kaçırmadan.

0
be_enmek
Beğenmek
0
komik
Komik
0
sinirli
Sinirli
0
s_k_c_
Sıkıcı
0
_a_rmak
Şaşırmak
Zamanın Akışı ve İnsanın Değeri: Dudintsev’in Eleştirisi
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Binbir Kitap ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.