featured
  1. Yazılar
  2. Kitap İnceleme
  3. Venedik’te Anlatıcının Karşı-Delilik Deneyimleri

Venedik’te Anlatıcının Karşı-Delilik Deneyimleri

Venedik'te Anlatıcının Karşı-Delilik Deneyimleri, şehrin büyüleyici atmosferinde, zihin ve gerçeklik arasındaki ince çizgiyi keşfeden bir yolculuğa çıkıyor. Bu eşsiz deneyim, hayal gücünüzü zorlayacak ve sizi derin düşüncelere sevk edecek.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Venedik ve Anlatıcı

Anlatıcı, Venedik’te yaşayan bir birey olarak, zaman zaman Paris’teki evine gidip dönerek yaşamını sürdürmektedir. Yaklaşık üç saatlik bir yolculukla evler ve ülkeler değişir; fakat evler değişse de, anlatıcı her yerde bir evin yalıtıcı huzurunu bulabilmektedir. Bu huzur, özellikle Venedik’teki halini daha çok yansıtır. Anlatıcı, sürekli gittiği restorandaki tanışlardan başlayarak, kentin ev olarak hayal edilebileceğini düşünmektedir. Dünya anılarını anlatırken, ayaklarının Venedik’e bastığını bilmekteyiz.

Doğrulduğu noktadan gördükleri şunlardır: vasatlık, Çinli restoran sahibi, dünya ahvali, Proust, Saint-Simon ve hepsinin karışımı. Düşüncelerin akışında, gündelik yaşamla yüzyıllar öncesinin sanatı iç içe geçmiş bir şekilde yer almaktadır. Proust’un an kayıtçılığı ile Saint-Simon’un karakterleri bir araya gelir; sağlıksız bir topluma uyum sağlayamayan anlatıcının “karşı-delilik” adını verdiği kitabın içeriği oluşur. Metnin kendisi bir karşı-delilik tavrı olarak değerlendirilebilir. Ortalara kadar delirilecek bir şey yoktur ancak anlatıcının yaşadıkları biriktikçe, çağı hakkında daha derin düşünmeye başladıkça ani bir kopuşun sesini duymaya başlıyoruz.

Restoran ve Mekan Dinamikleri

Anlatının ilk bölümü, restoranı ve bu mekandaki insanları gözler önüne serer. Mekanın sahibi olan Çinli, “professore” diye seslenmez ve sırıtkan bir laubalilik sergilerken, ülkenin yakın tarihi hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. 1970’li yılların başında İtalyan Komünist Partisi’nin karşıladığı gemiden inenlerden birine benziyor bu Çinli; yozlaşmış sol kanadın bir üyesi olarak, çağa hemen ayak uydurmuş ve finans güçlerinin etkisine kapılmıştır. Fakat tutunamıyor, kültürel uçurumları aşamayıp mekanı bir İtalyana bırakıyor ve anlatıcı tekrar “professore” oluyor. Anlatıcı için titrler başlarda mühimdir, dolmakalemi ve Fransızlığı kadar.

İtalyanların Fransızlar karşısındaki tutumlarını, kendi kişiliğini göz önüne alarak değerlendirir. Devrim’den itibaren İtalya üzerindeki Fransız etkisi belirgindir. İnsanlarla ilişkilerinde de gösterir bunu anlatıcı. Düşüncesinde ve eyleminde aynı akışkanlıkla karşılaşırız. Bir eylemin yer aldığı paragraftan, düşünce akışıyla dolu başka bir paragrafa hemen geçiş yapar; İtalyanlardan Ada’ya geçiş de böyle olur. Haftada iki gün Ada, anlatıcıya masaj yapar ve başka hizmetleri de vardır ama ticaret mahremiyeti gereği bunları dillendirmemek gerekir. Hemen ardından Loretta, restoranda çalışan bir kız olarak ortaya çıkar.

Montaigne ve Ateizm Teması

Anlatıcı, Loretta üzerinden ateizm mevzusunu işler. Zihninde yaptığı yolculuk sırasında, Montaigne’in Alman bir rahibin, bir cizvitin önünde diz çöktüğünü hatırlıyor. Bu büyük bir olaydır; Montaigne yorumcuları bu durumu unutmak ister ama tarihten parlak bir sayfa olarak kayıtlara geçmiştir. Dini inanç mekanında adak adamak isteyen bir Montaigne, Fransızların aklını almıyor. Anlatıcı, şunları aktarır: “Montaigne’in Roma’da özellikle Eski Yunan ve Latin klasiklerinin papa tarafından korunup korunmadıklarını araştırmak istediği biliniyor. Korunuyorlardı. ‘Pagan bunlar’ deyip Yunan ve Latin klasiklerini silmeye bir kalkın bakalım. Bu yüzyıllardır yapılan bir şey, şimdi yeniden başlıyor. Zararlarını göreceğiz.” (s. 11)

Hayaletler ve Yok Olma Düşüncesi

Anlatıcının zıplayışlarına bir örnek: “Loretta, Lotta, Laure, Laurette… ve işte bir başka hayalet: Lotte, Hölderlin kulede kaldığı sürece ve ölümünden önce ona eşlik eden, marangoz Zimmer’in kızı.” (s. 12) Gündeliğe dönüş, Hölderlin’in ölümü üzerinden yaşamın geçiciliği. Sakin sakin yok olmayı düşünen anlatıcı, geride dijital ormanda kalacak birkaç veriden başka anımsatıcı olduğunu düşünür. Hiçliği seviyor anlatıcı; Ada’nın gelişiyle birlikte yok oluş düşüncesi hatırlanacak zevklere, hatıralara geliyor. Dini eğitim bahsi buradan açılıyor. Yahuda’nın solculuğu, sadece otuz dolara bedenini işleten kadınlar; her şey ansızın birbirine bağlanıyor.

Karşı-Delilik ve Toplumsal Eleştiri

Karşı-Delilik ve Toplumsal Eleştiri

İnsanların toplumsal normlara uyum sağlama çabaları, anlatıcının karşı-delilik yaklaşımıyla ele alınır. “Dünya ne kadar da deli; insan kendisi için etkin bir karşı-delilik icat etmeli ve böylece olabildiğince kararlı bir karşı deli haline gelmeli.” (s. 26) Bu, Saint-Simon’a bir ölçüde dayandırılan, daha çok anlatıcının bulduğu bir duruştur. Delilikle zıtlığına buradan başlayabiliriz. Deliliği biliyoruz; şikayetçi olduğumuz ve bir ölçüde iştirak ettiğimiz yaşam, her şeyi kuşatmış durumda. Açık havada içimizde hissettiğimiz ağırlık, yükün huzursuzluğu, uyumsuzluk. Uyamadığınız noktada karşı-delisiniz. Talepleri yerine getirmek derin bir noktanıza ters düşüyorsa, uyumla yaklaşamıyorsanız, bir şeylerin ters gittiğini düşünmek kaçınılmazdır.

Geçmişin İzleri ve Bilincin Yükü

Voltaire örneği üzerinden anlatıcı, tarihsel figürlerin günümüzdeki değerlendirmelerini sorgular. “Siz küçük arabanızla yetiniyorsunuz. Onu kırda bir yola park ediyorsunuz, bir kuş size bakıyor, mest oluyorsunuz.” (s. 36) Bu, geçmişin algısının günümüzde nasıl değiştiğini gösterir. Anlatıcı, bilinç ve huzur arasındaki gerilimi sorgular. Bilincin huzur yansıması sunarak kendini koruduğunu düşünür. “Bu da kendimi savunma mekanizması sanırım,” derken, karşı-delilik saçmalığa karşı dik durmayı savunuyor.

Karşı-Delilik Davranışları

Son bölümde, yazarların deliliğe uyması, kadınların ve erkeklerin delilik halleri, Proust’un kayıt altına alma çabası ve Saint-Simon’un karakterleriyle deliliğe farklı açılardan bakması gibi konular işlenmektedir. Karşı-delilik davranışlarından birkaç örnekle metni sonlandırmak istiyorum. Önerim: Üç otobüsün geçip gitmesini bekleyin, hiçbirine binmeyin. Bir ay boyunca hep aynı tweeti atın: “Dük sizi köşe başında bekliyor.” Buna benzer şeyler yapan birkaç hesap vardır. Her saat başında, “ding” sesi çıkaran bir saat kulesi gibi. Hiç açıklama yapmadan randevuları iptal edin. Herkes çalışırken uyuyun, herkes uyurken yazın. Hiç binmediğiniz bir otobüse binip son durağa gidin, sonra geri dönün.

Bu metni okumanızı öneririm; çünkü anlatılanlar, günlük yaşamın sıradanlığından sıyrılmak ve bir karşı-delilik duruşu geliştirmek üzerine düşündürücü bir perspektif sunmaktadır.

0
be_enmek
Beğenmek
0
komik
Komik
0
sinirli
Sinirli
0
s_k_c_
Sıkıcı
0
_a_rmak
Şaşırmak
Venedik’te Anlatıcının Karşı-Delilik Deneyimleri
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Binbir Kitap ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.