Propp’un Masal Biçimciliği: Temel Kavramlar ve Yöntem
Bahtin’den Campbell’a kadar pek çok düşünürü derinden etkilemiş olan, masal incelemeleri konusunda çığır açan önemli bir eser, Propp’un “Masalın Biçimbilimi” adlı çalışmasıdır. Bu eser, Saussure’ün artsürem ve eşsürem kavramlarını Rus masallarında görünür kılmakla kalmayıp, aynı zamanda biyolojiden “morf” kavramını da kullanarak disiplinlerarası bir bakış açısı geliştirmiştir. Mehmet Rifat’ın giriş yazısında belirttiği üzere, Propp’un bu çalışması, anlatı çözümlemesi alanında önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Propp, 1915’te Biçimciler okulunun önde gelen isimlerinin toplandığı Puşkin seminerine katılmış ve 1928’de bu önemli metni kaleme alarak, masalların göstergeleri arasındaki ilişkileri sistematik bir şekilde ortaya koymuştur. O zamana kadar yapılan masal incelemelerinin çoğunda bilimsel bir niteliğin eksik olduğunu belirten Propp, artsüremli bir incelemeden önce eşsüremli çalışmaların yapılması gerektiğini savunmuştur. Önceki araştırmaların yöntemsel eksikliklerini vurguladıktan sonra, masalın tanımını yaparak önceki çalışmalardaki tanımlama ve gruplama özelliklerini ele almış ve bu tanımlamaların ne yönden yetersiz kaldığını göstermiştir. Örneğin, olağanüstü masalların konularına göre bölünmesinin pratikte olanaksız olduğunu, bu konuların iç içe geçmiş bir bütün oluşturduğunu ifade etmiştir.
“Demek ki, anlatının özelliklerini bir anlatı olarak incelemeden, masalı tarihsel gerçekliğe dayandırmak, bu çabayı gerçekleştiren araştırmacıların çok fazla bilgili olmalarına karşın, yanlış sonuçlara götürmektedir.” (s. 18) Propp, kendi çalışması için kendisine yol gösteren araştırmaları yeterince takdir ettikten sonra, biçimcilik yaklaşımına yönelmektedir. “Parçanın, betimlemede, bütünden önce yer alması gerektiği konusunda Veselovski ile aynı düşünceyi paylaştığımıza göre, sorunu çözmek zorundayız: Bu da, birincil öğeleri Veselovski’nin yaptığından değişik bir biçimde ayırmakla gerçekleşebilir.” (s. 17) Veselovski, motif ile konuyu ayırma konusunda Propp için yol gösterici bir teknik ortaya koymuşsa da, bu yöntemi sadece genel bir ilke olarak gördüğü için uygulamada yetersiz kalmıştır. Propp’un başarısının kaynağında, uygulanabilir ve bilimsel geçerliliği olan bir yöntem geliştirmesi yatmaktadır.
Yöntem ve Araçlar
Propp, “Yöntem ve Gereç” bölümünde araştırma amacını net bir şekilde belirler. Aarne ve Thompson’ın dizininde yer alan masallardan 300. ile 749. numaralar arasındaki masalları inceleyerek, oluşturucu bölümleri ortaya koymakta ve bu bölümler arasındaki bağlantıyı açığa çıkarmaktadır. Bu süreçte, masalların sayısını yüz masala düşürerek daha derin bir inceleme yapmaktadır. Kişilerin işlevlerini anlamak için ayrı bir bölüm ayırmış ve bu bölümde işlevin gösterdiği eylemin kısa betimlemesini, kısa tanımını ve işlevi belirten simgeyi kullanmıştır.
Bu üç kısım, Propp’un masalların geneline uygulayacağı formüle dönüşecektir. Günümüzde bile geçerliliğini koruyan bu formül, kahramanın evden uzaklaşmasını, yasaklarla karşılaşmasını, yasağı çiğnemesini, düşmanın bilgi edinmeye çalışmasını, bilgi toplamasını ve nihayetinde kahramanın eve dönüşünü içerir. Propp, bu işlevleri simgelerle temsil eder; örneğin, evden kovulma için “B¹” simgesini kullanır. Keloğlan örneğinde olduğu gibi, kahraman evleneceği kızı hastalığından kurtarmak için Kaf Dağı’nı aşarak maceralar yaşamaktadır. Propp, her bir olayı simgesel bir dille ifade ederek okuyucunun bildiği masallarla bu simgeleri görselleştirmesine olanak tanır.
Ancak Propp, bazı işlevlerin temayülden sapabileceğini de belirtse de, bu durumla karşılaşma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu ifade eder. Bu durumun, dünyanın algılanışı ve dil ile ilgili olduğunu düşündüğümde, Hint-Avrupa dilleri dışında başka dil ailelerinde masalları incelesek farklı bir örüntüyle karşılaşma olasılığını sorgulamak kaçınılmazdır. Propp da bir yerde bu soruyu gündeme getirir ve olağanüstü masalların tek biçimli olduğu ön kabulüyle aynı kaynaktan çıkıp çıkmadıklarını sorgular. Ancak, biçimbilimcinin bu konuda kesin bir yanıt verme hakkı olmadığını, tarihçilerin ve filologların daha yetkili olduğunu belirtir; çünkü biçimbilimciler yalnızca biçimsel yapıyı ortaya koymakla sorumludurlar.
Sonuç olarak, Propp otuz bir işlev saptamış ve bu işlevlerin hepsinin tek bir eksene bağlı olduğunu göstermiştir. Kitabın sonunda Meletinski’nin makalesi yer almaktadır. Bu makaleden öğrendiğimize göre, Lévi-Strauss ve Greimas gibi düşünürler Propp’un biçimsel yeniliğini kendi perspektiflerinden güncelleyerek ele almışlardır. Bu makale, Lévi-Strauss karşısında bir savunma olarak da değerlendirilebilir ve biçimbilimin genel hatlarını çizmektedir. Propp’un çalışması, “Masalın Biçimbilimi” kadar değerli bir kaynak oluşturmaktadır.
Olağanüstü Masalların Dönüşümleri

Propp, “Olağanüstü Masalların Dönüşümleri” makalesinde masalların kökenine ve değişimine odaklanmaktadır. Biçimbilimin oluşturucu bölümlere yüklediği anlamı açığa çıkarmakta, “mekanik birleşme” sayesinde özel öğelerin değişiminin genel oluşumun özellikleriyle uyumunu bozmadan gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Propp, biçimlerin din kökenli olması durumundan bahsederken, dinsel biçimin birincil, masalın ise ikincil kabul edilmesi gerektiğini vurgular. Özellikle arkaik dinlerde bu durumun geçerli olduğunu belirtmesi oldukça ilginçtir.
Pagan inanışlarından ve metinlerinden birçok unsurun devşirildiği bilinmektedir; bu nedenle, dini belgelerin daha eski tarihlere dayanmadığı durumlarda bu görüş geçerli olmayabilir. Ayrıca, rastlantısallık olgusu üzerinde durarak, Rigveda ile Baba Yaga arasındaki benzerliğin aslında bir bağıntı yerine tamamen tesadüfi bir benzeşme olabileceğini ifade eder. Sonuç olarak, Propp şöyle der: “Olağanüstü masal eski dinlerden gelir ama çağdaş din masallardan gelmez.” (s. 157) Aziz Georgius’un ejderhayı öldürmesi meselesinin masallarla doğrudan bir ilişkisi olduğu malumdur ve burada masalların baskınlığından ve Kilise’nin bu birleşmeyi zorla kabul ettiğinden bahsedilmektedir.
Bu tür örneklerde bazı durumların heteronom olgular olarak karşılaştırma dışında tutulması gerektiği söylese de, kökenlerin göz önüne alınmasının önemini vurgulamaktadır. Masalın hangi olguları kendi dünyasına çekip değiştireceği incelendiğinde ise, masalın yalnızca kendi kuruluşundaki biçimlere uygun olan unsurları kendine çektiği, başka unsurları anlatıya dahil etmediği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Kurmacanın yapısal boyutu açısından Propp’un çalışması, masal araştırmaları için temel bir kaynak teşkil etmektedir. Bu alana ilgi duyan herkesin bu eseri geciktirmeden okuması gerektiğini düşünüyorum. Kendi adıma, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu‘nu bu eseri okuduktan sonra tekrar okuyacağım kesin.















