Edebiyatımızdan Yeni Yıl Alıntıları

Edebiyatımızdan Yeni Yıl Alıntıları

Sevdiklerinize yeni yıl mesajı olarak atabileceğiniz birbirinden güzel edebi alıntılar

+ - 0

Her yıl, yeni umutlara yeni bir yıla temiz bir sayfa açmaktır. Edebiyatımızın önemli isimlerinden yılbaşı alıntıları.

Tatar Çölü – Dino Buzatti

Aşağı yukarı iki yıl sonra, bir akşam, Giovanni Drogo odasında uyuyordu. Yirmi iki ay hiçbir yenilik getirmeksizin geçmişti. O ise, yaşamın kendisine karşı özel bir hoşgörüsü olmalıymışçasına bekleyişini kararlı şekilde sürdürmüştü. Halbuki yirmi iki ay uzundur, birçok şey olabilir: Yirmi iki ay yeni ailelerin kurulması, çocukların doğması hatta konuşmaya başlaması, otların olduğu yerde kocaman bir evin yükselmesi, güzel bir kadının yaşlanıp artık hiç kimse tarafından arzu edilmez hale gelmesi, bir ölünün gömülüp unutulmasına yeterdi. Oysa, Drogo’nun yaşamı durmuş gibiydi. Birbirinin aynısı olaylarla, ileriye doğru tek bir adım atmaksızın yüzlerce kez tekrarlanmıştı.

Murathan Mungan – Bir Yılın Son Günleri

Bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru, bu kadar yalın
Bu kadar el değmemiş
Sıradan bir gerçeği daha
kolları bağlı hayatımızın
Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri
Her sonda, her başlangıçta ve her defasında
Alır gibi başkasını karşımıza
Perdeler çekip, ışıklar söndürüp
oturup yatağın içinde bir başımıza
Sorgulamak kendimizi
Öğrenmek ikimizin anadilini, ikinci belleğimizi
Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz
Karanlık günlerimizin kenar süslerini

Biterken yılın son günleri
Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini
Gençlik ikindilerini
Kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.

Selim İleri – Ölünceye Kadar Seninim

“Vitrindeki bereler… Fakat bir camekanın önünde karşılaşmışlardı, akşamdı ve Ferit o açık yeşil benekli, sarı gözler, o ela gülümsüyordu, Ferit gülümsüyordu. Yıllardan 1941 mi, 1942 mi ne bitiyordu: Yılın son günü, son akşamı. Camekanın gerisinde oyuncaklar, dantel giysili taşbebekler duruyordu; uzun kirpikli, ok kirpikli, simsiyah fırça kirpikli, sapsarı saçlı taşbebekler. (…) Ne güzel şeylerdi; elörgüsü. (…) “İyi misiniz Ferit?” Sonra bir kahkaha, Beyoğlu caddesi boyunca, buz gibi soğukta asılı kalıverdi; sadece bir kahkaha. Gülümseyen taşbebekler hızla silinirken, Ferit’in gözleri hızla silinirken, o kahkahanın acımasızlığı hızla silinirken; her şey çürüyor, diye mırıldandı, hatıralar bile. Saadeti tek hissettiği zamanlar olan ilk gençliğinde, genç kızlığında, kısacık süren nişanlılığında ekose berelerini başına geçirir; uzun saçlarını, omuzlarına örttüğü mavi tilkinin üstüne bırakır; yaşamdan çok şeyler bekleyerek, meçhul bir sevdanın peşinde koşardı.”

Nazım Hikmet – Yılbaşı Ağacı

Bir yılbaşı ağacı karlı bir meydanda Estonya türküleri söylüyor
Telli pullu upuzun bir yılbaşı ağacı
Sen kırmızı sırça topun içindesin
Saçların saman sarısı kirpiklerin mavi
Onu oraya ben astım seni içine koyup
Ak boynun uzundur yuvarlaktır
Kuşkularım kaygılarım sözlerim umutlarım ve okşayışlarımla koydum seni sırça topun içine
Bütün yılbaşı ağaçlarına, bütün ağaçlara, bütün balkonlara, pencerelere, çivilere, hasretlere astım kırmızı sırça topu seni içine koyup
Bağışla beni öleceğim seni bırakıp orda

Cahit Külebi – Bir Yılbaşı Gecesi

Yılbaşı gecelerinde tasalara boşver!
Bilmez misin rüzgar estikçe
Çiçeklerin kokusu uçar gider.

Bilmez misin ağaçlar sallandıkça
Meyveler dökülür yere,
Gün olur yeniden bahar gelir
Dünyamız yeşerir birden bire.

Hoş geldin yılbaşı gecesi
Geçen yıllardan da memnunduk,
Gelecek günleri düşündük de
Hem ısındık, hem doyduk

Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

Makine işler, işler ve işlemeye devam etmelidir… Sonsuza dek. Hareketsiz kalırsa ölüm demektir. Bir milyar insan yeryüzünün kabuğunu eşeleyip durdu. Çarklar dönmeye başladı. Yüz elli yıl içinde iki milyara ulaştılar. Tüm çarkları durdurun. Yüz elli haftada yine bir milyara düşerler; bin çarpı bin tane insan açlıktan ölür.  Çarklar sürekli dönmeli, ama bakımsız dönemezler.

Onlara bakacak adamlar gerekir, dingilleri üzerinden dönen çarklar misali sarsılmaz adamlar, akli başında itaatkâr adamlar, mutlu ve istikrarlı adamlar. Ağlayanlar; Bebeğim, anneciğim, canım, canım bir tanem; sızlananlar: Benim günahım, berbat Tanrım; acı içinde haykıranlar, ateş içinde mırıldananlar, inleyerek yaşlılık ve yoksunluktan sızlananlar çarkları nasıl döndürebilirler ? Ve çarkları döndüremezlerse… Bin çarpı bin çarpı bin tane erkek ve kadın cesedini gömmek ya da yakmak epey zor olurdu.

Aylak Adam – Yusuf Atılgan

O gece karsız-yağmursuz bir yürüyüşten sonra eve dönüp odasındaki ışığı yakınca yine resmine baktı. (Ayıktı. Yılbaşı gecesinden beri içmiyordu. Bol dumanlı meyhaneden hindi dolması yüzünden kaçmıştı. Sıkıştıkça içkinin kurtarıcılığına dek düştüğü için hep kendinden utanırdı.) Ertesi gün sıkıcı bir sabaha başlayacaktı.

Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. “iş avutur” derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinmeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi. Duvardaki şu resmin nasıl yapıldığını görmüştü: Islık çalar gibi uzanan dudaklar, kırışan genç alın; uzun, umutsuz, koyu mavi bakışlar. Böylesi gerekti ona. Ama resim yapamazdı. Olsun! Yazacaktı. O gece yatar yatmaz uyudu.

Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

Fakat birdenbire herşey değişiverdi ve hiç beklenmedik bir istikamet aldı. Kânunuevvel (Aralık) ayının sonralarına doğruydu. Annesi Noel’i geçirmek için Prag civarındaki uzak akrabalarından birine gitmişti. Maria bundan memnundu:

“Dünyada en sinirime dokunan şeylerden biri de o mumlar ve yaldızlarla donatılan çam fidanıdır” diyordu. “Bunu Yahudiliğime hamletmeyin, çünkü insanların kendilerini bir an için mesut zannetmek sevdasıyla başvurdukları bu nevi manasız merasimi saçma bulduğuma göre böyle garip ve lüzumsuz vecibelerle dolu olan Yahudi dinini hoş bulamayacağım gayet tabiidir. Zaten halis Alman kanında bir Protestan olan annem de, sırf ihtiyar olduğu için ve iş olsun diye bu adetlere bağlı. Fikirlerimi zındıkça buluyorsa bunda, dini kanaatlerinden ziyade, son günlerinin ruh sükunetinin bozulması korkusu amil oluyor.”

“Yılbaşının sence hiçbir hususiyeti yok mudur?” diye sordum. “Hayır” dedi. ”Senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil; çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması.. İnsan ömrü doğumdan ölüme uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir.” Ama biz şimdi felsefeyi bırakalım da, canın isterse, yılbaşı gecesi bir yere gidelim. Benim Atlantik’teki işim gece yarısından evvel biter, çünkü o gece diğer birçok fevkalade numaralar da var. Beraber çıkar herkes gibi biz de sarhoş oluruz.. Ara sıra kendi kendimizden kurtulup cereyana kapılmak hoş bir şey.. Ne dersin? Hem biz seninle hiç dans etmedik değil mi? “Hayır, etmedik! Ben zaten dans etmekten fazla zevk almam, bazan dans ettiğim kimse hoşuma gider ve bu yüzden o sıkıntıya katlanırım.”

“Bu iş için hoşuna gideceğimi tahmin etmem!”

“Ben de tahmin etmem… Ama olsun, arkadaşlıkta fedakarlık lazımdır!” Yılbaşı gecesi akşam yemeğini beraber yedik ve onun iş vaktine kadar lokantada oturup konuştuk; Atlantik’e vardığımız zaman o, soyunmak için arka taraflarda bir yere gitti; ben salonda, ilk geldiğim akşam oturduğum masaya yerleştim. İçerisi kağıt şeritler, renkli fenerler, yaldızlı tellerle donanmıştı.

Yazar Hakkında

Bilginin paylaştıkça güzel olduğuna inanan, her şeyi yazıp doğru düzgün biyografi yazamayan kitapsever

İçinde Kalmasın Yorum Yap